Ecnebi memleketlerin bilim adamları mutluluğun formülünü araştıradursun, tersten gelip mutluluğa ulaşan bir yol çizmek istiyorum. Güzel cevaplar, güzel sorular ister, sorumuz açık ve basit: Neden mutsuzuz? Öncelikle belirtmeliyim, basit yaşama hayranım, hele ki, basit yaşam düşünürlerinin ürünlerine daha da hayranım. Çünkü, mutluluğu küçük şeylerde arayan bu insanlar, bizim sorumuza da en güzel cevabı veriyorlar: "Beklentilerini kontrol etmeyi bil ki, düştükten sonra ayağa kalkabilesin". İşte bu, gözümüz gibi bakmamız gereken, her derde deva panzehir... Aranan kanı bulduğumuza göre, ayak uçlarımızda ki karanlığı silmeden önce koynumuzda ki yılanı öldürmek gerek. Peki, kim bu yılan? Fazla uzaklarda aramadan, her evin salonunun başka köşesinde yatan kara kutu, televizyon, yılanın ta kendisi. Biz farketmezken televizyon, hayatlarımızın bahçesine benzeyelim diye putlar dikiyor, sus payı olsun diye de umut tohumları serpiştiriyor.
Fazla ciddileşmeden, peki zehirlenen genç dimağlar neler hissediyor, lisedeyken; Oğlum, kampüsistanı izledin mi?, İzlemem mi?, Nasıl kırmızı?, Kamyonet mi?, Yani, iyi ya, fena değil, Ne iyisi ya, süper birader, alacağım ben de, hele bi kazanalım, Ya siktir et kamyoneti, Tuğçe(Kazaz) nerede okuyor acaba?, Ne yapacaksın? Tercih, ona göre yapıcam tercihi. Sonra üniversiteye giden bu iki liseli, kamyonet bir yana metro binip, bir senenin sonunda Tuğçe(Kazaz)'yide aramaktan da vazgeçiyor ve sonra bir gün yürüyen merdivenlerde; Aklıma geldikçe geriliyorum ya, Ne o?, Bir sene kaldı, birader, Rahat ol!, çıkınca kralız, Ya git asabımı bozma benim, Oğlum, hayal et, bu çulsuzluk yok artık, para kazanıyoruz, takım elbiseler falan, bir barın üstünde ev de tutarız, E?, E'si gelsin kızlar, gitsin karılar, Tamam yani herşey, Yok, değil, bir evli çift, bir de hafifmeşrep bir hatuna ihtiyacımız var, Ne yapacaksın bunları, Dizi.
A. C. YETEREL
Kendini bilmeden izlersen televizyonu, tabi kırmızı kamyonet beklersin. Şu sıralar evlerinde evcilik oyununu izleyen genç kızlar da büyük olasılıkla evlendiklerinde böyle havuzlu bilmem neli evlerde yaşamanın hayalini kuruyorlardır. Doğaldır, herkes kendi çapında bi takım hayaller kurar ve gerçekleşmesini bekler. İnsanların boş oluşunu ya da mutsuzluğunun sebebini TV’ye yüklememek gerek. Bunda TV’nin bi suçu yoktur.Hayal gücün TV’deki bu tarz dizi ve programlardan süregeliyorsa bi şey bekleme zaten.. Çok değil biraz özgür olmak, yaratıcı düşünmek, kendini bilmek gerek. Biraz da yaptıranı değil de yapanı suçlamak gerek.
YanıtlaSilHiçbir zaman televizyonda ve ya sinemada gördükleri gibi olamayacaklarını bilmelerine rağmen inanmaları, insanların suçu ve ya eksikliği değil, varlık nedenleriydi çünkü. Televizyon, bir olgunlaşmamış ruh avcısıdır ve herkes bilir ki, dünye üzerinde öyle bir ruh yoktur ki, doygun, kararlı ve düzenli doğsun. Görünen köyü tarif etmemi mi istersin, yoksa parçaları birleştirip, kendini bilmeden önce, varlığını tanımak mı? Keşke dediğin gibi olsa, özgür olsak ve aç ruhlarımızı boş hayallere kaptırmasak, ama ne mümkün, koskoca bir ağaç bile ufacık bir tohumdan yeşeriyor.
YanıtlaSil